Göbekten bağlı olmak kötüdür. Bağlı bulunduğun “şey”e (bu şey
kelimesinin yerine şunlardan birini koyabilirsiniz:
hareket/kişi/ideoloji/din/parti) aykırı düşünemezsin; hadi düşündün
diyelim, söyleyemezsin; hadi cesaret edip söyledin diyelim, söyleminde
ısrarcı olup mücadele veremezsin. “Onu da yaparım” diyorsan, o zaman
zaten göbekten bağlı değilsin demektir, senin için bir problem yoktur.
Dünyanın en acınası görüntüsü, koca koca adamların, bir menfaat
karşılığında şahsiyetlerini ayaklar altına almaya razı olmalarıdır. Bu
“menfaat”, bazen, maddi bir değerle ölçülebilecek bir şey, bazen de
“koltuk” gibi, hem maddi hem de manevi anlamda sizin toplum nezdinde
önem kazanmanızı sağlayacak bir mevkidir.
İşte sadece bunların, yani paranın ve koltuğun uğruna, aslında öteki
dünyaya götürebilecek tek şeyini, şahsiyetini yani, bir çırpıda
sıyırıverir insan üzerinden. Şahsiyet sıyrılıp ayrılınca da geriye kalan
yalnızca bir et yığınından ibarettir. Bu, pelte kıvamına gelip, her
türlü kıvırma kabiliyetini elde etmiş olan et yığını, kendisine menfaat
temin edecek olan her ne ise onun emirlerini yerine getirmeye hazırdır
artık. Muktedir emreder, et yığını karaktersiz zavallı anında boyun
eğerek emri yerine getirir.
***
Bir de yukarıda anlatılan gibi olmayan insanlar vardır. Kendilerini
hiçbir “şey”e karşı bağlı hissetmezler. Bir
düşüncenin/partinin/ideolojinin/dinin mensubu da olsalar, hareket
noktası olarak liderlerinin ağzının içini değil de kendi vicdanlarının
sesini alan insanlardır bunlar. İnandıkları doğruları her koşulda
söylemekten, bu uğurda mücadele etmekten, gerekirse de şapkasını alıp
çekip gitmekten hiç çekinmeyen insanlar.
Bu tipler, varlıkları ile insanlıktan ümidimizi kesmememiz gerektiğini
hatırlatırlar işte. Hiç tanımasalar da orada bir yerlerde olduklarını
bilmek, onlar gibi düşünenler için güç kaynağı olur.
Kimseden bir övgü ya da takdir beklemeden sadece kendi vicdanlarına
hesap verip, akşam yastığa başlarını koyduklarında huzur içinde uyumanın
keyfini süren bu insanlar sayesinde, bizler de dünyanın daha yaşanılası
bir yer olabileceğinden umudumuzu kesmeyiz.
***
Şike yasası yeniden meclis gündemine geldiğinde vekillerin ilk aklına gelmesi gereken şey şu olsun:
Peygamber’e, iddiasından vazgeçmesi telkin edilmeye kalkışıldığında verdiği cevabı hiç akıllarından çıkarmasınlar:
“Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben asla söylediklerimden vazgeçmem!”